Çocuk sahibi olmak isteyenler yaşam tarzlarını gözden geçirmeli
1 yıldan uzun süreli korunmasız ilişkiye rağmen istenildiği halde çocuk sahibi olamamak şeklinde tanımlanan kısırlık (infertilite), tüm dünyada üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık %10-15’ini etkileyen bir durumdur.
Bu problemi yaşayan çiftlerin büyük kısmı ailelerini tamamlamak amacıyla yardımcı üreme tekniklerine (ART) başvurabilmektedirler. Bunlar arasında yaygın olarak başvurulan yöntem tüp bebektir. Gelişen teknolojiyle birlikte tüp bebek uygulamalarında başarı oranları belirgin şekilde artmış ve yöntem tüm dünyada yaygın şekilde kullanılan bir tıbbi seçenek halini almıştır.
Ülkemiz tüp bebek tedavilerinde hem maliyet hem de başarı oranları açısından dünya standartlarını yakından takip etmekte ve pek çok ülke için referans noktası konumundadır. Örneğin Kanada’da tüp bebek maliyetleri ülkemize kıyasla oldukça yüksektir.
Tüp bebek ve aşılama gibi tedavilerin erişilebilirliğinin artması ve güvenli yöntemler olmaları nedeni ile tüm dünyada tıp dünyası bu tedavileri etkin şekilde kullanmaktadır. Oysa belirli bir problemi olmayan çiftlerde bazı basit önlemler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile üreme şansı desteklenebilir.
Dünyanın üreme tıbbı ile ilgili saygın kuruluşlarından biri olan American Society for Reproductive Medicine (ASRM), yeni yayınladığı raporunda yaşam tarzı özelliklerinin önemini vurgulamaktadır.
Bu raporda yer alan önerileri şu şekilde özetleyebiliriz:
-
Kısırlıkta yaş çok büyük öneme sahiptir. Kadınlar açısından 35 yaşından sonra gebe kalma şansı anlamlı olarak azalmaktadır. Erkek partnerin yaşı da kadın kadar olmasa da önemlidir ancak erkeklerde azalma 50 yaş ve üzerinde anlam kazanmaya başlar.
-
Gebe kalma şansının yüksek olduğu dönem yani fertil pencere (fertile window) yumurtlamanın gerçekleşmesi ile sonlanan 6 günlük dönemdir. Gebe kalma şansının en yüksek olduğu dönem ise yumurtlama anından 3 gün önce başlayan ve yumurtlama (ovülasyon) ile sonlanan dönemdir.
-
Başarıyı yani gebelik şansını yüksek seviyede tutmak için fertil pencere döneminde 1-2 günde bir cinsel ilişki önerilir. Eğer bu ilişki sıklığı strese neden oluyor ise daha seyrek ilişki kabul edilebilir.
-
Yumurtlamanın saptanmasında serviks yani rahim ağzından salgılanan sümüğümsü akıntının takip edilmesi, piyasada bu amaçla satılan ürünler (ovülasyon kitleri) kadar etkilidir.
-
Gebe kalma şansını arttıran herhangi bir cinsel ilişki pozisyonu, ya da uygulaması mevcut değildir.
-
Çok kilolu olmak (BMI>35) ya da çok zayıf olmak (BMI<19) infertilite (kısırlık) riskinde artışa neden olur.
-
Tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı, günde ikiden fazla alkollü içki tüketimi ya da fazla kafein alımı (günde 5 bardaktan fazla kahve) üreme potansiyelinde azalma ile ilgili bulunmuştur.
Sonuç olarak her 100 çiftten 10-15’ini etkileyen infertilite ciddi bir sağlık sorunudur fakat bu çiftlerin bir kısmında çocuk sahibi olamamayı açıklayacak bir neden bulunamamaktadır.
Bu şekildeki çiftlerin önemli bir kısmında kadın yaşı ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaş değiştirilemeyecek bir faktör olduğundan kadınlar erken yaşlarda doğurganlık ve üreme potansiyeli konularında yeterince bilgilendirilmelidir.
35 yaş üzerinde düzenli adet görmenin ve iyi bir yumurtalık rezervine sahip olmanın gebe kalma açısından yeterli olmayabileceği mutlaka genç kadınlara anlatılmalıdır.
Gelişmiş ülkelerdeki obezite sorununun çocuk sahibi olma üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir.
http://www.fertstert.org/article/S0015-0282(16)62849-2/abstract
Bu makale içerisinde yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve bilimsel araştırmalara dayalı veriler sunmaktadır. Bu içerik, bir doktorun profesyonel tıbbi tavsiyesi, tanısı veya tedavisinin yerini alamaz. Sağlığınızla ilgili her türlü tıbbi sorunuz için mutlaka doktorunuza danışınız.